Mobilim Mobilsin Mobil

Bu yazının başlığı aslında mobil uygulamaların hayatımdaki yeri olacaktı. Ancak daha sonra mobil uygulamaların hayatımızda ne kadar yer ettiğini daha iyi anlatacağını düşündüğüm bu başlığı seçtim. Kendi tecrübelerimi kısaca paylaşmak istiyorum.

Şu an kullandığım telefona piyasadaki birçok telefonda olduğu gibi online uygulama dükkanından çeşitli uygulamalar indirip kullanabiliyorum. Bu uygulamalar basit oyunlar, harita uygulaması, kişisel antrenman, cebe para gönderme uygulaması gibi uygulamalar.

Geçen gün bankadan para çekmek için şube ATM’sine geldiğimde cüzdanımı, dolayısıyla banka kartımı unuttuğumu farkettim. Acelemin olduğu o anda imdadıma, bir gün işime yarar, birisine para gönderirim belki diye telefonuma yüklediğim cebe para gönder uygulaması yetişti, o birisi ben olmuştum. Uygulamaya cep telefonu numaramı ve para miktarını girdim, gönder dememle içinde bir kod olan bir SMS geldi. Bu kodu ATM ekranına girerek hesabımdan kartsız para çekebildim.

Koşu ve yürüyüşlerimde yaptığım mesafe ve hız gibi istatistikleri Endomondo isimli uygulama ile takip ediyor ve webdeki Endomondo hesabıma kaydedebiliyorum. Kişisel antrenman istatistiklerimi birbirleriyle kıyaslayabilmek, grafiksel raporlar almak ve bunları arkadaşlarımla paylaşabilmek çok hoşuma gidiyor.

Doodle jump isimli çok basit ama aynı oranda keyifli bir oyunum var, çok sıkıldığım anlarda beni rahatlatıyor.

Harita uygulamaları (hem Nokia Ovi Maps hem de Google Maps) ile yolumu kaybetmiyorum (çoğunlukla :)).

En çok kullandığım Gmail uygulaması ile 4 eposta kutumu her zaman kontrol edebiliyor ve eposta gönderebiliyorum.

JoikuSpot ile telefonumu wifi modeme çevirip bilgisayarımdan internete girebiliyorum (3g modemim yokken).

Internet tarayıcısı ile çok sayıda web sayfasını görüntüleyebiliyor, webde arama yapabiliyorum.

Bu mobil uygulamalar sayesinde cep telefonum bir telefondan ziyade kişisel asistanım gibi oldu.

Not: Bu yazı, WordPress’in mobil uygulaması ile yazdığım ilk yazıydı.

1 Yorum

Kategorisi Genel, teknoloji

Yeni Bir Web Projesine Yatırımcı Bulmak

Geçtiğimiz günlerde sordu.com üzerinden bir üyemiz bana geliştirmek istediği bir İnternet projesi ile ilgili nasıl yatırımcı bulabileceğini ve bu  konuda tüyolarımı kendisiyle paylaşmamı istediği bir mesaj göndermiş.

Ben de kendisine, kendi tecrübelerimden faydalanarak bir cevap yazmaya çalıştım. Sonra yazdığım cevabı blogumda paylaşmanın faydalı olabileceğini düşündüm. Aşağıda yazdığım cevabı okuyabilirsiniz.

Merhaba ……. Bey,
Teşekkür ederim öncelikle. Hem mesleğinize devam edip hem de internet ile ilgili girişimlerde bulunduğunuz için ben de sizi tebrik ederim.

Aslında ben tavsiye alınacak doğru kişi miyim bilmiyorum. Çok daha başarılı ve size daha iyi yol gösterebilecek kişiler vardır. Kendi tecrübelerimden ilerlemek gerekirse şunları söyleyebilirim, yatırım alma konusunda. Etohum bence iyi bir başlangıç noktası olabilir. Bunun dışında webrazzi’nin düzenlediği organizasyonlara katılıp oldukça fazla insan tanımak iyi olacaktır.

Sadece fikir aşamasındaki bir işe yatırımcı bulmanız mümkün. Melek yatırımcılar zaten burada devreye giriyor ama ben sizin yerinizde olsam sadece fikrimi gidip bir yatırımcıyla paylaşıp yatırım almaya çalışmazdım, özellikle Türkiye’de. Çünkü her fikir kopyalanabilir, yapılabilir ve fikirler orijinal olsa bile hayata geçirmek önemli olan.

Bu yüzden yatırımcı yerine kendi imkanlarınızla veya aileniz ya da arkadaşlarınızdan alabileceğiniz bir yatırım ile projeyi belli bir noktaya getirme, fikrin prototipini ortaya çıkarmak ve sonrasında bununla beraber, rakamlarla (üye sayısı, sayfa görüntüleme, vs) yatırımcıya gitmek çok daha mantıklı olacaktır. Biz sordu.com fikri ile yatırımcıya gitmiştik ama elimizde sanal sınıf teknolojisi olduğu için yatırım aldık. Yani teknolojimiz hazır ve kullanılıyordu. Ama buna rağmen pazara çıkışımız çok çabuk olmadı. Geriye dönüp baktığımda projeyi belli bir noktaya getirip yatırımcıya gitmek daha mantıklı olabilirdi diye düşündüğüm oluyor.

Yatırımcılar şu riskleri değerlendirir:
1. Teknoloji
2. Finansman
3. Takım
4. Pazarlama

Finansmanı yatırımcı halleder. Teknoloji önemli bir husus. Sizin projenizde eticaret sistemi kiralayarak yarın işe başlayabilirsiniz. Dolayısıyla teknoloji riskiniz yok, kobimaster ya da benzeri bir sistem yarın dükkanı açmanıza olanak veriyor (ama bu işin kopyalanabilirliği riskini artırdığı için bir yandan da risk). Bence size yatırımcı yapacak kişinin esas bakacağı şey pazarlama ve takım. Ürün satılabilir mi ve siz bunu satıp para kazandırabilir misiniz? Ürünün tutabileceğini kanıtlamanız çok iyi bir sunum ile yapılabilir. Yatırımcı buna ikna olabilir ama bu sefer bunu satabilecek kişinin siz olup olmadığınızı sorgular. Bu konuda onları ikna etmeniz en önemli noktadır. Önceden bu konuda tecrübeniz (başarılı olmanız tercih edilir ama başarısız bir tecrübe tecrübesizlikten iyi olabilir) yoksa işiniz zor olabilir. Bu yüzden yatırımcılara gitmeden önce projeyi hayata geçirip fatura kesmeye başladıktan sonra gitmeniz daha iyi olur diye düşünüyorum. Kâr etmeniz önemli değil ilk etapta, önemli olan fatura kesebildiğinizi ve gelirde artışı gösterebilmeniz. Bunu gösterdiniz mi, ihtiyacınız olan tanıtımsa, yatırımcı işte burada para koyarak bu tanıtımı sağlayabilir. Yatırımcı, yatırdığı parasını 5 kat fazlasıyla geri alabileceğini düşünürse işe girer yoksa risk almaz.

Benim fikirlerim bunlar.

 

Yorum yapın

Kategorisi Genel

İnternette Bilgi Güvenilirliği

NTVMSNBC‘de okuduğum bir haber üzerine geçen gün yazdığım İnternet tarayıcı programları kullanımı ile zeka arasındaki bir araştırmadan bahseden yazımı ertesi gün güncellemek zorunda kaldım. Çünkü İnternet Explorer kullananların daha düşük zekalı çıktığını gösteren bu araştırma, düzmece çıkmıştı. Yazımı ve ilgili güncellemeyi okumak için burayı tıklayabilirsiniz.

Bu haber sadece NTVMSNBC’de çıkmamıştı, CNN, Forbes ve BBC gibi kurumlar da böyle ilgi çekici bir habere çok da araştırma yapmadan, balıklama atlamış ve görünürde profesyonel görünen ama Kanadalı bir araştırma şirketine ait olduğu gözüken ama kısa süre önce kurulmuş, çalışanların fotoğraflarının başka bir ülkedeki araştırma şirketinin web sitesinden kopyalanarak konduğu anlaşılan bir web sitesinden bu raporu kaynak göstererek haber yapmışlardı.

Mesleği habercilik olan insanların bile böyle bir hata yapması, sıradan İnternet kullanıcılarının İnternette çıkan haberlere inanma yatkınlığının ne kadar çok olabileceğini gösteriyor olsa gerek. Ben de bunun üzerine Google’da kısa bir araştırma yaparak bu konuyla ilgili yazılmış bir şeyler var mı diye bakmak istedim ve iki blog yazarının yazılarına ulaştım.

Bu yazılardan ilki, çoğu İnternet kullanıcısının güvenilir bir kaynak olarak gördüğü ve sanal ansiklopedi olarak tanımlayabileceğimiz Wikipedia ile ilgili. Wikipedia, İnternet kullanıcılarının her türlü konuda bilgi girişi yapabildiği ve ortak bir çalışmanın ürünü. Herkes bir makale ekleyebiliyor ve bu makaleler 1.400 kişilik bir ekip tarafından kontrol ediliyor. Wikipedia’nın oluşturulma mantığından ötürü Nature dergisi Britannica ile Wikipedia arasında bir karşılaştırma yapıyor. Aynı konu ile ilgili 42 makale karşılaştırılıyor, Britannica’da 3, Wikipedia’da 4 yanlış bilgi hatası çıkıyor. Bulunan 8 ciddi hata ise paylaşılıyor. Yanlış anlaşılabilecek bilgi sayısı da Wikipedia’da 162 iken Britannica’da 123 çıkıyor (Yazının tümünü buradan okuyabilirsiniz.).

Bu araştırma’da Wikipedia’nın güvenilirlik konusunda Britannica’dan aşağı kalır bir yanı olmadığını gösterse de Wikipedia, her an bir kişi tarafından istendiği gibi düzenlenebilmekte. Örneğin ben beğenmediğim tarihi bir bilgiyi şu anda giriş yapıp değiştirebilirim. Böyle bir denemem oldu ve bir ya da iki gün bu değişiklik, sitede durdu. Daha sonra kontrol eden yetkili bir kullanıcı tarafından bilgi düzeltildi. Kısa süreli de olsa bilgiyi manipüle etme şansımın olması Wikipedia’yı benim gözümde Britannica’dan daha güvenli bir ansiklopedi haline getirmiyor.

Diğer yazı da Twitter’ın güvenilirliği ile ilgili. Twitter, anlık bilgi paylaşımı konusunda şu anda dünyada en çok kullanılan sistem. Bu da Twitter’ı anlık olaylar konusunda mükemmel bir bilgi kaynağı haline getiriyor. Yahoo araştırmacıları da bu bilgi kaynağının ne kadar güvenilir olduğunu incelemek üzere bir araştırma yapmışlar. Araştırmanın sonucuna göre paylaşılan bilgi güvenilirliği oranı %86 gibi oldukça yüksek bir yüzde olarak çıkmış.  Kişinin paylaştığı bilginin güvenilirlik oranının, kişinin takip edilme oranı ve üyelik süresi ile doğru orantılı olduğu da ortaya çıkmış ((Yazının tümünü buradan okuyabilirsiniz.).

Sonuç olarak, İnternet mükemmel bir bilgi kaynağı ve her geçen gün bu konumunu güçlendirmeye devam edecek. Ancak sosyal medyanın güçlenmesi, daha çok insanın İnternet üzerinde yer alması, İnternet’e ve İnternet üzerinde ulaştığımız bilgiye daha bağımlı hale geldikçe bilginin doğruluğu konusu da önümüzdeki dönemde üstünde çalışılan ve farklı çözümler üretilen en önemli konulardan biri olacak diye düşünüyorum.

 

Yorum yapın

Kategorisi teknoloji

Internet Tarayıcıları ile Zeka İlişkisi

GÜNCELLEME: Bu araştırmanın yalan olduğu ortaya çıktı. Haber detayı olarak kaynak gösterdiğim NTVMSNBC sitesinde çıkan başka bir haberde bu araştırmanın yalan olduğu belirtilmiş. Okumak için tıklayınız.

101 bin kişi üzerinde yapılan bir araştırmaya göre Internet Explorer kullananların IQ seviyesinin diğer tarayıcı programları (Firefox, Chrome, Safari gibi) kullananlardan daha düşük çıkmış. Özellikle Internet Explorer 6 kullananların IQ ortalaması 80′de kalırken, Firefox ve Camino kullananların ortalaması 110, Opera ve Camino kullananların ortalaması ise 120 seviyesinde çıkmış.

Haberin detayı http://www.ntvmsnbc.com/id/25237787/ adresinde. Yeni nesil tarayıcı kullanımı ile zeka arasındaki bu korelasyondan çıkan sonuç ise son paragrafta şöyle açıklanmış:

…yüksek IQ değerine sahip insanların daha çok araştırmaya, yeniliğe ve gelişmeye açık olmaları.

Bu araştırma, Kanadalı bir araştırma şirket tarafından yapılmış. Türkiye’de yapılsa acaba aynı sonuç alınır mıydı bilemiyorum. Bu yüzden iki ülkedeki internet kullanıcılarının tarayıcı kullanım oranlarını karşılaştırmak mantıklı olabilir diye düşündüm. http://gs.statcounter.com/ adresinde grafiksel olarak ülke bazında tarayıcı istatistiklerini karşılaştırabildiğiniz bir web uygulaması var. Bu uygulamanın yardımıyla aşağıdaki grafikleri elde etmek mümkün oldu.


Dünya İstatistikleri – http://gs.statcounter.com/#browser-ww-monthly-201007-201107


Türkiye İstatistikleri – http://gs.statcounter.com/#browser-TR-monthly-201007-201107


Kanada İstatistikleri – http://gs.statcounter.com/#browser-CA-monthly-201007-201107

Bu grafikleri daha iyi yorumlamak için aşağıdaki tablo daha çok işe yarayabilir:

IE Kullanımı Diğer
Türkiye %57,17 %42,83
Kanada %44,19 %55,81
Dünya %42,45 %57,55

Tablodan görüldüğü üzere, IE kullanımı Türkiye’de azalmakla beraber halen Dünya ortalamasının %15, Kanada ortalamasının da %13 üzerinde. Yazıda bahsi geçen araştırmanın bu sonuçlara bakarak Kanada’daki araştırma ile ilgili aynı sonuçları vereceğini düşünmek hatalı olabilir. Internet kullanımı daha çok yaygınlaştıkça ve Türk kullanıcıları zaman içinde farklı tarayıcı seçeneklerinin olduğunun daha çok farkına vardığı zaman bir tercih yapma noktasına geleceklerdir; ancak çevremde çoğu zeki insanın Windows ile gelen Internet Explorer dışında bir tarayıcıya yönelmek gibi bir derdi yok, çünkü farklı bir tarayıcı denemek gibi bir deneye girişmeden önce web üzerinde keşfedecekleri daha çok servis ve içerik var.

Yorum yapın

Kategorisi teknoloji

Kurallar ve Zararsız İhlaller

Bugün trafikte ilerlerken bazen kurallara uymamanın üstümüzde nasıl bir etki bıraktığı konusunda düşündüm. Örneğin boş bir yolda, geceyarısı, yolda kimsecikler yokken kırmızı ışıkta geçmek her ne kadar bir kural ihlali olsa da suçu hafifletici onlarca sebep olması, bu hatayı aslında hata olmaktan çıkarır mı?

Yalan söylemeyeceğim, çoğu kez kırmızı ışıkta geçtim (kimse yokken, yol boşken, belki bazen acelem varken). Ama ne olursa olsun hata yaptığımı da biliyordum. Trafik polisi arabamı çevirse ve ceza kesse, cezamı tıpış tıpış öderdim. Yani hafifletici sebep olması, bir kural ihlalini ihlal olmaktan çıkarmaz diye düşünüyorum. Ama bu benim düşüncem.

İş hayatında da bazen bile bile kuralları çiğnediğimiz zamanlar oluyor. Hafifletici sebepler ya da bahanelerimiz her zaman var. Beni düşünmeye sevk edense bu hataları yaparken alışkanlık kazanmaya başlıyor muyuz? Yani benzer ama aynı olmayan durumlarda kuralları yok sayıp kısa yolları mı tercih ediyoruz? Soruyu örneklerle açalım.

  • Ofiste kimse olmadığı için çıkış saati 18:00 yerine 17:50′de çıkmak. Bu durum tekrarlandıkça alışkanlığımız 17:50′de çıkmayı beraberinde getirir mi?
  • Toplantı çok kısa sürdüğü için toplantı notlarını katılımcılara göndermeme.
  • Satış yapılamadığı zaman müşteriye atılması gereken teşekkürler epostası, müşteri çok da büyük bir müşteri olmadığı için göndermeme.

Örnekler artırılabilir, daha iyi örnekler de bulunabilir. Aklımı kurcalayan ise zararsız gibi görünen bu davranış şekli uzun vadede insanı daha az kurallara uyan bir kişi haline getirir mi? En iyisi olabildiğince kurallara uymak ve uymadığımızda da doğabilecek sonuçlara baştan hazırlıklı olmak.

Yorum yapın

Kategorisi Genel

Biz Senkronu (Eğitim) Severiz

Uzaktan eğitim, eğitim verenler ile öğrenim görenlerin aynı mekanda (sınıf, kampüs, üniversite, okul, dersane) bulunma koşulunu ortadan kaldıran bir eğitim modeli. Uzaktan eğitim, hem Türkiye hem de dünya için yeni bir kavram değil. 1728 yılında A.B.D.’da haftalık mektuplar aracılığıyla yapılan stenegrofi dersleri, ilk uzaktan verilen eğitim olarak tarihe geçmiş denebilir .

Türkiye, uzaktan eğitim kavramıyla 1960 yılında mektuplar aracılığıyla gönderilen ders notları ile tanışmıştır. Uzaktan eğitim araçları, iletişim teknolojilerinin gelişmesine paralel olarak farklılaşmıştır. Mektup yerini radyoya, radyo yerini televizyona, televizyon yerini Internet’e bırakmıştır. Televizyon tek yönlü iletişim sağlayan bir sistemdir.

Esasen televizyon hala geçerli bir uzaktan eğitim aracıdır (Açık Öğretim Üniversitesi) ancak evlerde İnternet’e bağlı bir bilgisayarın televizyon gibi neredeyse standart bir hale gelmesi ve evlerde kullanılan İnternet bant genişliğinin artması, web tabanlı uzaktan eğitimi, televizyonu bu konuda tahtından indirecek noktaya getirdi, televizyonun radyonun yerini alması gibi. Geçen çağın icadı olan televizyon uzaktan eğitimde elinde bulunan liderliği, 1980’lerden itibaren ticari amaçlı olarak kullanılmaya başlayan web tabanlı uzaktan eğitime 2000’li yılllarda kaptırmaya başladı.

Türkiye’de 20 milyon civarında İnternet kullanıcısı var. Yine bu sayıya yakın Facebook kullanıcısı olduğunu biliyoruz. İnsanımız İnternet’te gezmeyi, sosyalleşmeyi seviyor, oldukça fazla zaman harcıyor. Kullanım amaçlarına baktığımızda genelde sohbet için İnternet’i kullandıklarını görüyoruz. İnsanımız, okuma alışkanlığı olmayan bir toplum. Dolayısıyla öğrenimin özünde okumak olduğu için kişisel disiplin gerektiren bir öğrenim şekli olan uzaktan öğrenim insanımız için çok daha zor bir öğrenim şekli oluyor. Bunun için daha az yazı içeriği daha çok görsel içeren ders materyalleri hazırlanıyor. Ancak bu da yeterli değil.

Uzaktan eğitim, senkron ve asenkron olmak üzere iki temel daldan oluşuyor. Asenkron eğitim, web tabanlı ders sunumları, videoları, belgeleri ve çevrimiçi sınavlardan oluşuyor. Asenkron denmesi, bu içeriklere her yerden her an ulaşılabilmesinden kaynaklanıyor. Her yerden her an ulaşılabilmesi işin güzel tarafı ancak yine kültürel olarak disiplinli bir toplum olmamamız, daha doğrusu zaman yönetimini bilmememiz, yumurta kapıya dayanınca çalışmamız gibi olgular asenkron eğitimden alınan verimi bizim için düşürüyor.

Senkron eğitim, iletişim teknolojileri kullanılarak eğitmen ile öğrencinin aynı anda karşılıklı olarak farklı mekanlarda olmalarına rağmen iletişim kurabilmelerini, eğitimin yapılabilmesinden ibaret. Senkron denmesinin sebebi mekan bağımsızlığına rağmen aynı zamanda eğitimin yapılması. İnternet üzerinde sanal sınıflarla ya da tele-konferans sistemleri ile bu gibi eğitimler yapılabiliyor. Web kamerası ile size bakan ve konuşan bir eğitmenin varlığı bile kişinin eğitime daha iyi konsantre olmasını sağladığı gibi aynı anda aklınıza takılan soruları yöneltebiliyor ve cevabını alabiliyorsunuz. Bu açılardan bakıldığında senkron eğitim, asenkron olana göre insanımız için daha uygun bir eğitim modeli olarak karşımıza çıkıyor. Yapılan senkron eğitimlerin kaydedilip tekrar izlenmesinin sağlanması yani asenkron eğitim içeriği haline gelmesi de bu modelin avantajlarından biri.

Sonuç olarak okumayı sevmeyen, daha çok izlemeyi ve dinlemeyi seven toplumumuz için doğru eğitim modelinde mutlaka senkron eğitime yer verilmesi gerekiyor.

2 Yorum

Kategorisi uzaktan eğitim

Bulut Bilişim ve Amazon Web Services

Şirketimizin sunucularını (Perculus ve sordu.com) Amazon üzerinde barındırıyoruz. Kitap satmaya başlayıp dünyanın en büyük alışveriş sitesi haline gelen Amazon, mevcut sunucu altyapısını diğer şirketlere ve kurumlara da kullandırıyor. Zaten çok büyük bir sunucu altyapısını yöneten Amazon, bu yeteneğini de paraya çevirmekte oldukça başarılı.

Amazon’un bulut bilişim servislerini temsil eden marka Amazon Web Services. 2006 yılından beri faaliyette olan bu servis ile ilgili bu sayfada daha fazla bilgi alabilirsiniz. Web sitesi istatistikleri servisi olan Alexa’nın da aralarında bulunduğu 20′den fazla farklı hizmeti bünyesinde barındıran Amazon Web Services’te bizim kullandığımız servisler Elastic Compute Cloud (EC2)Amazon CloudWatch ve Amazon Elastic Block Store (EBS). EC2 ile ihtiyaç duyduğumuz sayıda sunucuyu 15 dakika içinde ayağa kaldırıp ihtiyacımız boyunca kullanabiliyoruz. CloudWatch ile sunucularımızın performansını (CPU, Disk I/O, Network) grafiksel olarak takip edebiliyoruz. EBS ile istediğimiz kadar disk kullanmamız ve istediğimiz zaman kapasitemizi artırmamız mümkün oluyor. İşin en güzel tarafı ise yüksek güvenilirlikli ve ölçeklenebilir bu servisleri kullandığımız kadar ödüyoruz.

Bahsettiğim servislerin maliyetlendirilmesinde en önemli iki parametre bantgenişliği kullanımı ve sunucu kullanım süresi. Kullandığınız boşta IP adresi sayısı, load balancer sayısı, disk kullanımı parametreleri de maliyete etki ediyor ama onlar kadar değil. AWS üzerinde bir servis geliştirecekseniz ilk önce aylık maliyetinizi hesaplamanıza yardımcı olmak için Amazon’un sağladığı hesap makinesini kullanmanızı öneririm.

Yakında Amazon’un da yeni devreye aldığı Amazon Simple Email Service (SES) isimli servisi de kullanmaya başlayacağız. Bu sayede eposta gönderiminde sıkıntısız ve ölçeklenebilir bir yapıya geçeceğiz. Bu serviste, eğer sunucularınız EC2 üzerinde ise ilk 2000 eposta gönderimi de ücretsiz. Bu da zaten haydi haydi yeterli bir rakam, çoğu web sitesi ve portal için. SES’e ek olarak değerlendirmek istediğimiz servisler arasında Amazon Simple Storage Service (S3) ve Elastic Load Balancing isimli servisler de var.

AWS’den daha ucuza da bulundurma servisi satan yerler vardır. Ancak önceki deneyimlerimde %99.5 ve üstü uptime ile çalışan sunucu sistemlerinde bile bazen yarım ya da bir günlük kesintiler yaşamış ve destek almakta her zaman sıkıntı yaşamış biri olarak AWS’de böyle bir sorunu bir seneyi aşkın süredir yaşamadığımızı söyleyebilirim (Allah nazardan saklasın :)). AWS ekibi farklı destek seçenekleri de sunuyor, bunlara ihtiyacımız olmadı ama çok kurumsal ve çok kritik uygulamalarda destek için de bütçe ayırmak mümkün. Sonuç olarak, ölçeklenebilirlik, süreklilik ve güvenilirlik için AWS doğru tercih diyebilirim.

AWS dışında uygulamalarınızı barındırabileceğiniz bildiğim diğer yerler Microsoft Azure, Google App Engine ve Rackspace Cloud. Ancak Microsoft Azure’un kullanabildiği ülkeler arasında Türkiye maalesef yok. Google App Engine üzerinde sadece Java ve Python ile geliştirme yapabiliyorsunuz. Rackspace ise cloudfiles ve cloudservices ile Amazon ile rekabet ediyor ama gördüğüm kadarıyla Amazon sunduğu çok sayıda servis ve API ile daha üstün ve güvenilir.

2 Yorum

Kategorisi Perculus, sordu.com, teknoloji

Ubuntu ile Linux Deneyimi

Uzun bir süredir Linux ile haşır neşir olma isteğim,  yaptığım işler webe (eposta okuma, IM kullanımı, doküman yönetimi, vs.) doğru kaydıkça gerçeğe dönüştü ve bilgisayarıma Ubuntu kurdum.

Ubuntu, masaüstünde kullanılacak en iyi Linux dağıtımlarından biri. Ubuntu’yu webden indirip kurmanız 1 saatinizi almıyor. Arayüzü çok güzel, üzerinde kurulu programlarla geliyor. Firefox kurulu olduğu için de zaten çoğu işimi (eposta okumak ve gönderme, blog okumak/göndermek) hemen yapmaya başlayabildim. Bu yazıyı da sonradan kurduğum Google Chrome tarayıcısı üzerinde yazıyorum.

Şu anda bilgisayarımda Windows 7 ve Ubuntu beraber kurulu ve yan yana oldukça güzel çalışıyorlar :). Sunum ve doküman kullanmak için MS Office kullanmam ya da Visual Studio .Net ile bazen geliştirme yapmam gerektiğinde Windows kullanmam gerekiyor. Eposta ve takvim yönetimi için de Outlook kullanıyorum ama yavaş yavaş tüm takvim ve eposta yönetimimi webe, Google’a kaydırmaya karar verdim. Zaten şirket olarak da Google Apps kullanarak eposta, takvim gibi uygulamaları bulut üzerinde kullanıyoruz. Outlook, Google Apps önünde çalışan bir arayüz ve lokal yedekleme için kullandığım bir sistem ama artık arayüz olarak web tarayıcı kullanmanın zamanı geldi.

Ubuntu’yu kurduktan sonra yeni yazılımları kurmak oldukça kolay. Ubuntu Software Service ile arayüzden ya da terminale girip apt-get ya da aptitude komutlarını kullanarak yazılımları kolayca kurmanız mümkün.

PHP ve MySql kullanarak web geliştirme yapmak isterseniz makinenize LAMP kurmanız da 3 dakikanızı almıyor. LAMP, MySql, Apache web sunucusu ve PHP modülünü içeren bir yazılım paketi. Yapmanız gerseken ise “sudo tasksel install lamp-server” yazmanız ve sizden istenen bilgileri girerek (mysql root şifresi gibi) kurulumu tamamlamak. Web server ayarları yapmanız için /etc/apache2 içindeki konfigürasyon dosyalarını değiştirmeniz (apache2.conf gibi) gerekebilir. Ama kurulum bittikten sonra /var/www dizini altına koyduğunuz php dosyalarına http://localhost üzerinden ulaşabiliyorsunuz. MySql veritabanınızı bir arayüz ile yönetmek istiyorsanız ayrıca phpmyadmin kurmanızı öneririm. Bunun için ise “sudo apt-get install phpmyadmin” yazarak kurulumu gerçekleştirebilirsiniz. MySql root şifresi ile phpmyadmin giriş şifreleri sorulacak. Bunları girip kurulumu kısa sürede tamamlayabilirsiniz. Sonrasında “sudo service apache2 restart” komuduyla web sunucusunu tekrar çalıştırmanız gerekiyor. Bundan sonra localhost/phpmyadmin adresinden MySql veritabanınızı yönetmeye başlayabilirsiniz. Bu arada MySql, pypmyadmin ve Apache’nin ücretsiz ve açık kaynak kodlu yazılımlar olduğunu da belirteyim.

Bu arada yazmadım ama Linux’ta konfigürasyon dosyalarını değiştirmek için bir metin editörüne ihtiyacınız var. Ubuntu kurulumu ile gelen yazılımlardan biri gedit. Applications -> Accessories altında bulabilirsiniz ya da terminalde gedit yazarak da açmanız mümkün. Ancak sistem ile ilgili dosyaları düzenlemek için terminalden sudo komutuyla çalıştırmanız gerekiyor, “sudo gedit /etc/apache2/apache2.conf” gibi… Aksi halde bu gibi sistem dosyalarını değiştirmeniz mümkün değil. PHP dosyalarını düzenlemek için kdevelop isimli uygulamayı kurmak istedim ancak apt-get ile kurmam mümkün olmadı. gedit ile PHP dosyalarını da düzenleyebiliyor ve kod renklendirme özelliklerinden faydalanabiliyorsunuz.

Sonuç olarak Ubuntu kullanmaya başlamak oldukça zahmetsiz ve bir o kadar kolay. Benim yaptığım gibi Apache gibi sunucu yazılımları kurmak gibi bir niyetiniz yoksa, normal bir bilgisayar kullanıcısı iseniz de Ubuntu kurulumu ile gelen Firefox, OpenOffice süiti (Word, Excel ve Powerpoint benzeri uygulamalar), belli başlı tüm anlık mesajlaşma programları ile uyumlu çalışan anlık mesajlaşma uygulaması gibi demirbaş yazılımlarla ek kurulum yapmadan her türlü ihtiyacınızı giderebilirsiniz. Bunun yanısıra sözlük, cd/dvd oluşturucu, resim düzenleme programı, oyunlar da paket içinden çıkan yazılımlar. Bunlar da yetmiyorsa Ubuntu Software Center’a girerek (Applications altında) Ubuntu tarafından ücretsiz sunulan ve bir tıkla kurabileceğiniz 30.000′den fazla uygulama da mevcut.

Bu yazı ile tecrübelerimi paylaşarak Linux’un geliştirilme felsefesine de uydum sanırım. Ne demişler, bilgi paylaştıkça çoğalır.

Yorum yapın

Kategorisi linux

Burak Büyükdemir, e-tohum sürecini anlat

Burak Büyükdemir, e-tohum sürecini anlatıyor. http://sor.io/cOXUOM

1 Yorum

Kategorisi Genel

Fikri mülkiyet hakları, lisanslar, tekno

Fikri mülkiyet hakları, lisanslar, teknoloji transferleri, patentler. http://sor.io/c527ZQ

Yorum yapın

Kategorisi Genel